Gerçek hayatta bankalardan kredi kullanan ya da bir şekilde banka ile parasal anlamda ilişkiye giren şahısların önlerinde iki seçenek bulunmaktadır.
Ya önlerine konulan sözleşmeyi hükümlerini tartışmadan imzalayacak ve parasal çözümü sağlayacak ya da sözleşme hükümlerini ağır bulacak, imzalamaktan vazgeçecektir.
Banka ile imzalanan sözleşmelerin ise nalıncı keseri gibi sadece kendisini koruyan hükümler içerdiği ve muhatabı olan diğer sözleşme tarafının haklarını hiç dikkate almadan hatta bazı durumlarda haklarını çiğneyen hükümler içerdiği bilinmeyen bir şey değildir.
Bu kapsamda özellikle kredi alan kişinin borcunu zamanında ödeyememesi durumunda bankalar borçlu ile bir anlaşma(!) yapmakta ve borçlunun maaşının ¼’ünden fazlasını kesilmesini sağlamakta veya bir sosyal güvenlik kurumundan aldığı parasal değerlere haciz konulmaktadır.
Ancak bu yollardan birçoğu hukuka aykırıdır.
Yargıtay verdiği bir emsal kararda kısaca; İİK.83/a maddeleri hükümü uyarınca; SSK yasası gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemeyeceği gibi, bu mal ve hakların haciz olunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmaların muteber olmayacağı açıklanmıştır.
Yargıtay’a göre, Emekli Sandığından alınan maaşların dahi aynı madde gereğince 1/4´nün haczedilebileceği yönündedir. Yine, BK.nun 123. madde hükmüne göre de, bu alacakların takası da kabil değildir.
Bu itibarla, mahkemece, kredi sözleşmesinin 11. madde hükümü maaşlar yönünden baştan itibaren Borçlar Kanunu´nun 19. ve 20. maddeleri hükümleri uyarınca geçersiz sayılacağı göz önüne alınması gereklidir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi yasal haklarınızın sınırını belirleyebilmek amacıyla profesyonel bir yardım almak son derece yararlıdır.